Adam kapı çalmaya çok alışıktı. Her ne kadar senelerce kapı
çalıp açılmamasından dolayı bıkkın ve bezgin olsa da, bu bir alışkanlık haline
gelmiş, kendi çalmak istemese, o lanet sağ eli gidip gene bir kapıyı tıklatmaya
başlamıştı.
Bir yandan açılacağına yönelik zayıf umudu zaman zaman
çoşkun taşkın hayallere sürüklemekte yorgun aklını bir yandan geçmişten gelen
sesler onun bir kapı önü mahkumu olduğunu haykırmakta.
Kadın sıcak evinin içinde çalan kapının tıkırtısını
dinliyor. Hem çalsın istiyor hem çalmasın. Birisinin gönül evinin kapısında
olmasından çok mutlu ama içeriye almak istemiyor. Hem evin içinde olsun hem de
eve girmesin diye kendince yollar arıyor! Daha önce de kapıda dolananlar oldu,
bazılarını evin girişine aldı. Ama hiçbiri evde gezmedi. Hele son gelen. Ne de
çok antrede bekledi. Ne dışarı çıkabildi, ne içeri girebildi. Bir de üstüne
inatçı mı inatçı. İnatla eve girme ümidini besledi kendi kendine. Bu durum
kadının hoşuna gitmiş, hem var hem yok bu adamın varlığı kadını oyalamıştı. Ama
O’na da dayanamadı kadın sonunda. Zayıf sesle ama sürekli “Beni eve al” diyen
mızıltılı sesi veya zaman zaman öfkelenip kafasını antrenin duvarlarına
vurması, ayakkabıları sağa sola atması ama kapıdan çıkıp gitmemesi de sinir
bozucu olmaya başlamıştı. Sonunda kapıyı gösterdi kendisine. Zaman zaman
düşünür, acaba adam antrenin kapısına bir omuz atsa, içeri dalsa, O’nu kucaklar
ve erkeği olarak bağrına basar mıydı, yoksa polisi arayıp haneye tecavüzden
şikayetçi mi olurdu? İlginçtir, bu sorunun cevabını bilmiyordu…
Adam, durdu ve kapıyı çalan eline baktı. Geçmiş yılların
yaraları hala elinin üzerindeydi. Kapıyı çalmaya devam ettikçe ufak ufak
açılmaya ve kanamaya başlamıştı. “Tamam” dedi, “Bu iş artık böyle yürümeyecek”.
Kadının evde olduğunu biliyordu. Yüzünü kapıya yaklaştırdı ve içeriye seslendi,
“Merhabaaa! Ben bir süredir kapının önündeyim. İçeri girmeyi çok isterim, tabi
eğer izin vereceksen. Ama şunu söylemeliyim ki, sonsuza kadar ya da beni
süpürgeyle kovalayana kadar burada kalmayacağım. Onun için eğer kapıyı açmak
istiyorsan şimdi aç yoksa üzülerek de olsa yoluma devam edeceğim”.
Kadın içinden “Bugüne kadar kimse giremedi bu eve, sen mi
gireceksin, ooooo, yok öyle evin içine girip at koşturmak, öyle olursa bana ne
kalır?”
Adam bir dakika süre tanıdı kadına. Ben sevilmeye değer
biriyim ve beni evine almak istemeyen birinin kapısında köle olarak
yaşamayacağım bundan sonra. Kendime bu haksızlığı yapmayacağım. Gönül evine
almayan biri, ancak bana acı çektirir oysa ben gönül evinin sıcaklığını içimde
hissetmek istiyorum.
Kadın kapısının önünde ve antresindeki tüm gelen gidenleri,
kaçanları, mefta olanları düşündü. Bu seriye bir kişi daha eklemek konusunda
isteksizdi aslında ama içindeki o ses kendisini adeta yönetiyor ve “Sakın!! Bırak
sürünsün. Sürünmek istiyorsa sen zorla buna engel olamazsın ki. Özgür iradesi.
Gitmeye yeltenirse de bas kalayı sümsüğe.. Sen göndermiş olursun. Hadi kızım
hadi, bitir şunun işini” diyordu. Bu ses çok kuvvetli olmasına rağmen artık
kulaklarını tırmalamaya başlamıştı. Bıkmıştı bu sesten ve kendisine
yaptırdıklarından. Bir an olsun kurtulmak istedi bu sesten. Azıcık sussaydı,
şöyle bir düşüncelerini toplayıp az önce kendisine seslenen adam hakkında
düşünebilecekti. Kendisini çıkmaz bir yolda hissetti. Sıkıldı, ses haykırıyor,
adamın sözleri kulaklarında uğulduyordu ve…
Kapı aralandı. Adam merak ve mutluluk dolu gözlerle kapıya
baktı. Sonra kapı ardına kadar açıldı. Tedirgin ama gülümseyen gözler adama
“Merhaba” dedi.
İçeri girdiler. Salonda oturdular ve hoş beş ettiler. Kadın
da Adam da keyif aldı bu sohbetten. Kadın, gidişattan memnun, anlatmaya
başladı.
“Burası benim gönül evim. Sana biraz tanıtayım burayı.
Burası benim çoğunlukla zamanımı geçirdiğim yer. Burada kendime özgü bir düzen
kurdum. Bu düzen bana kendimi iyi hissettiriyor. Bu düzenin alt üst olmasını
hiç istemem. Hele hele birinin gelip bunu değiştirmesine asla tahammülüm yoktur
bilesin”. Eskiden olsa Adam bu söze,”Bu kadar katı kuralları olan bir odada
rahat edemem, kendimi ifade edemem, ben bu şekilde rahat etmek zorunda mıyım?”
der, ne kalkar gider, ne de oturup rahat ederdi. Oysa bu sefer etrafa farklı
bir gözle baktı. Dikkatini çeken şeyler vardı. Bu odayı daha konforlu yapacak
fikirleri. “Şöyle yapsan senin için daha rahat olur mu acaba?” diye anlatmaya
başladı.
Fikirler Kadının da hoşuna gitmişti aslında. Hemen bir
yorumda bulunmadı ama evi daha çok anlatabileceği güvenini hisetti. Yan odaya
geçtiler…
“Bu odada narin yönlerim var. Bunlar çok kırılgandır. Onun
için bu odada dolaşılmasını sevmem. Burada benim dışımda birileri dolaşırsa
kesin bunlardan bazılarını kırarlar. Böyle bir şeye asla izin vermem, bilesin”.
Adam narin yönler müzesine dönmüş bu odada birbirinden zarif
ve narin ama üstleri bir karış toz olmuş bir sürü değer gördü. Bu odanın haline
üzüldü. Kadının yüzüne bakıp hiç çekinmeden bir tanesini eline aldı. Kadın
feryadı bastı “Aman kıracaksın!”. Adam cebinden mendilini çıkartıp büyük bir
özenle narin yönün tozunu aldı. Toz katmanının altından çıkan görüntü sanki bir
anda odayı aydınlattı. İkisi de bu kadarını beklemiyordu. Kadın “Bunun gerçek güzelliğini
unutmuşum, ne de güzel parlıyor..” dedi. Adam büyük bir özenle narin yönü
raftaki yerine koydu. O narin yön parlamaya başlayında diğerleri daha da tozlu
göründü gözüne. Kadına dönerek,”Eğer bu odaya arada girmeme izin verirsen diğer
narin yönlerini de parlatırım, ne dersin? Merak etme asla içerde futbol topu
ile oynamayacağım” dedi. Kadın narin yönünden gelen parıltıyı o kadar sevdi ki,
korkuları olmasına rağmen “Peki” diyebildi.
Yan odaya geçtiler, Kadın “Burası verebileceklerim odası”
diye tanıttı. “Buradaki herşeyi gönlünce alabilirsin, parlaklar, neşeliler,
huzurlular ve mutlular. Bunların hepsini kullan. Adam, parlak, neşeli, huzurlu
ve mutlu şeylere baktı. Miktarları azdı. Aslında bu oda evin en zayıf odasıydı.
Kadına endişe ile bakarak, “Ama bunları ben alırsam sana bir şey kalmayacak”
dedi. Kadının gözlerinden hüzünlü bir bakış geçti “Bunlar alındıkça artan
şeylerdir. Bunları kimseye açmadığım için çoğalamadılar” deyip önüne bakmaya
başladı. Adam eskiden olsa, böyle hassas bir konuda çok dikkatli ve düşünceli
olması gerektiğini düşünür ve asla kesin bir işaret gelmeden o şeylere
dokunmazdı. Oysa şimdi ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Arsız bir çocuk
gibi avuçlarını doldura doldura parlak, neşeli, huzurlu ve mutlu şeyleri
ceplerine tıkıştırmaya başladı. O aldıkça bu “şeyler” çoğalmaya başladı, tüm
ceplerini doldurunca, odaya girdiği ana göre iki kat fazla “şey” vardı artık.
Kadın ilk anda elinin farkında olmadan “sakın dokunma” demek
ister gibi yukarı kalkmak istediğini hissetmiş ama kendini tutmuştu. Bunu
başardığı için şimdi çok mutluydu.
Evin tüm odalarını gezdiler, yorulmuşlardı. Salona geçtiler.
Adam Kadının elini şefkatle tuttu. Gözlerinin içine baktı. Bir dahaki görüşmeyi
Adamın gönül evinde yapmak üzere sözleştiler…
MT 2013