Fındıkzade’de mütevazi bir evin
salonunda, geçmişimdeyim. Çevrede silik insan silüetleri. Ortalarında bir çocuk
var. Yere oturmuş, küçük arabaları ile oynuyor. Dalmış, gitmiş… Halının kenar
çizgilerinden yaptığı yollarda arabalarını sürüyor. Zayıf, esmer bir çocuk.
Bağırıp çağırmıyor, çevresindekilere yaptıklarını göstermiyor, kendi halinde,
bir şey istemeden sakince oynuyor.
Ben görünmezim. Etraftaki
insanların arasında ayakta duruyorum. Kimse beni görmüyor. Yine de fazla
kıpırdamadan çocuğu seyrediyorum. Çocuğa bakarken, suçluluk hissediyorum.
Onunla daha fazla ilgilenmeliydim. Yanında olmalıydım. Onu daha iyi tanımalı ve
sevmeli, sevgimi de göstermeliydim. İçimden sıcak bir sevgi ve şefkat dalgası
yayılıp çocuğu adeta sarıyor. Arabayı süren eli duruyor. Yavaşça kafasını
kaldırıp, gözlerimin içine derin gözlerini dikiyor. Ürperiyorum. Beni görüyor!
Arabasını usulca elinden bırakıyor. Gözleri, derin bakışları, kalbimi
sıkıştırıyor. Benden nefret mi ediyor, benden bir şey mi bekliyor anlamıyorum.
Bildiğim tek bir şey var, o da bu çocuğa onu ne kadar sevdiğimi söylemem
gerektiği. Ağzımı açıyorum, kelimeler boğazıma diziliyor. Sesim çıkmıyor. Koca
bir yumru nefes almamı zorlaştırıyor. “Seni seviyorum” demek istiyorum,
diyemiyorum…
İşte geldi… Beyaz duvarların arasına sıkıştırılmış nemrut
pencere camından, içerideki yeni doğmuş kızıma bakıyorum. Bu anı aylar boyunca
hayal etmiştim. Hayallerimde delicesine bir mutluluk ve neşe içinde yerimde
duramıyordum. Adeta Tanrı’nın kulağıma “İşte şimdi beni daha iyi anlıyorsun”
diyeceğini kuruyordum. Camın önünde kapkara saçlı, pembe tenli kızıma bakarken
şaşkınım. Bir şey eksik, o hayal ettiğim çoşku yok içimde. Coşku, yerinde
duramama, yok. Kendime şaşırıyorum. Nasıl olabilir, korku mu var? Omuzlarıma
bir yük mü çöktü birden? Sorumluluk mu? Hayır, bunların hiçbiri yok kalbimde ve
aklımda. Hayretle kendimi daha dikkatli dinlemeye çalışıyorum. Başka bir şey
var. Sanki pek çok yorucu duygunun yokluğu ve bunun getirdiği huzur. Hayatım
boyunca hiç hissetmediğim bir huzur. Sanki hücrelerimi oluşturan tüm atomlar
devinmeyi bırakmış, mutlak bir durma, bir doygunluk noktasındalar. Herşey
durmuş, herşey en sakin haline bürünmüş, herşey özüne dönmüş gibi. Hayatımın en
anlamlı anı. Kızıma borçluyum…
MT 2014

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder